Makaleler

Mutluluk ve Ask

lMutluluk bedenin ötesinde aranması gereken erdemli güzelliktir. Mutluluğu hissettiren beden olmadığı gibi, onu hissedecek olan da beden değildir. Bedenin içinde ya da ötesinde denilebilecek olan “meleke” mutluluğu idrak edendir. Mutluluğu idrak eden meleke mi yaşar o dokunaklı hissi, yoksa bir başka melekeye mi aktarır hissiyatını bilinmez. Ama bilinen o dur ki, mutluluğu yaşadığını hisseder insanoğlu. Okuyabilen gözlerinden, okuyamayan sözlerinden anlar bir insanın mutlu olduğunu. Farkındalık mutlu eder bazen, şuursuzca mutlu olmak bazen de. Mutluluğun farkında olduğun kadar kayar avuçlarından belki mutluluk. Bu yüzden dokunaklı bir şiirin son mısrasının ne zaman geleceğini bilmemeyi istemek gibi yavaş okur, yavaş yaşarsın mutluluğu. Hissetmenin ne olduğunu bilemezken yaşamayı öğrenir, yaşamanın ne olduğunu öğrendiğinde mutlu olursun. Ama ne ile?

Hasta olan mı mutludur yoksa doktor mu bilemezsin hiçbir zaman. Sen sadece senin ne kadar mutlu olduğunu anlayabilecek kadar mutlu olmuşsundur. Bir başkası senden mutlu görünüyor olsa da bilemezsin hiç; kim mutlu, kim değil.

Senin mutlulukta eriştiğin zirve, bir başkasının sıradan mutluluk seviyesi kadar olabilir. Ve onun mutlulukta eriştiği zirve de, bir başkasının sıradan mutluluğu kadar… Sen bilemezken kim ne kadar mutlu, kim ne kadar değil; sorgulamak haddine değildir sebepleri. İyisi mi? Daha mutlu olduğuna inandıklarını taklid et. Belki de eksiklerin, zirveni daha yukarılara taşımmana engel olan depremlerdir. Depremlerinin açtığı oyukları, taklidlerle doldur, belki kaynaşacaktır mutluluğunla. Taklid edilen taklid kalmayacaktır, bilemezsin. Belki de taklid ettiklerin, aradığın gerçeklerdir.

Aşk; belki depremin kendisi, belki de depremin bıraktığı en büyük boşluk. Yerini başka ne doldurur bulabilirsin. Bulduğun yine aşk olabilir, şaşırabilirsin. Ama unutmayacaksın ki aşkın boşluğu daha büyük aşklarla kapatılır. Bu yüzden temiz kalmaya mecbursun. Saflığı saf olan bulur, alışmak kusurdur. Alıştığın kadar boşluğunda kaybolacaksın aşkın, depremler çöreklenecek üstüne, darılmayacaksın. Zulmü, güzelleştiren saf zümrüt olarak görecek, alınmayacaksın. Parıltısına kanmayacaksın bedensi aşkların, saflığını yitirmeyeceksin. Aşk tellallarına değer veren çok olur, bilecek ve unutmayacaksın.

Aşkı mutluluğun özünde bulacak, ya da aşkın özünde mutluluğa kavuşacaksın. Özü bulmak için öz kalacak, özünün güzelliğine aşık olacaksın. Kendini sevmeyecek, kendindekini seveceksin. Kendini bildiğinde, kendindekini bulmuş olacaksın. Sen senin değilsin, kiminsin onu arayacaksın. Canın yanacak mutluluğu ararken, belki mutsuz olacaksın. Zirvenin de üstünde zirveler var bilecek, yılmayacaksın. En üstteki zirveye hiç ulaşamayacağını bilecek, ama ömrün o zirveye ulaşma çabasıyla geçecek, ve belki de mutluluğu çabalarda bulacaksın.

Aşkın karanlık koridorlarında mutluluğu ararken siluetlere rast gelecek, şeytan mı melek mi diye merak edeceksin. Aldanmışlık sınır tanımamaktandır, sınırlarını koymadan aşkla yüz yüze gelmemeye çalışacak, koridorlarda çalmadık kapı bırakmayanlarla dost olmayacaksın. Dostun aşk olacak, seni mutluluğun özüne aşk götürecek, mutluluk aşkın kendisidir, göreceksin…

DİYALOG

Hasta: Bazen kendimi güçsüz hissetmemin aşktan çok uzaklarda olmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. Sonra da aşkı bulduğunu söyleyenlere bakıyorum ki, bazılarından daha mutlu olduğumu görüyorum. Sence aşık olmak mutluluğu getirecek midir doktor?

Doktor: Aşktan uzak olmanın seni güçsüz bıraktığını söylüyorsun. Yani aşkın sana güç vereceğine inanıyorsun. Peki doğru olan hangisi; aşk güç mü verir, güçsüzleştirir mi?

Hasta: Hangisi doğru peki?

Doktor: Güçlü aşklar güç verirler, eğer ki güçlerini aşıklardan almaya devam ediyorlarsa ve aşıkların aşkı bedenlere değilse. Tabii aşıklardan birinin aşkı çok daha büyük ise karşı tarafın aşkına gölge düşürdükçe ve güçsüz aşk sahibi aşığın aşkı ışıksız kaldıkça zayıflayacak, ve zamanla onu güçten düşürecektir.

Hasta: Peki ama aşkta dengeyi kurmanın çaresi var mıdır ki?

Doktor: Çare aşıkların samimiyetidir. Samimiyetsizleşen aşklar zamanla aşk olmayı terk ederler ve bu terk, dengenin korunamamasından kaynaklanır.

Hasta: Eğer gerçekten aşıklarsa samimiyetleri var demek değil midir? Neden samimi olmaktan vazgeçerler ki?

Doktor: Beden… Aşkı zehirleyen, onu güçten düşüren yalancı sevdadır. O yüzden samimiyeti korumak için aşkı “melekeye” odaklamak gerekir. O melekeye siz Müslümanlar “ruh” diyorsunuz. Ve ruha aşık olmanın yolu da ruhu yaratana aşık olmaktan geçer, öyle inanıyorsunuz.

Hasta: Neye inandığımı bilmediğimden kaynaklanıyor belki de mutsuzluğum…

Doktor: Belki de…

Hasta: Doğruya inanmak ve inandığının tam şuurunda olmak mutluluğa götürendir diyebilir miyiz o zaman?

Doktor: İnsanın en iyi yaptığı şey inanmaktır. Öyle ki o inandıklarından bahsederken inanıyorum ki diye değil, biliyorum ki diye söze başlar. İnsan, biliyor derecesinde inanabilme yeteneğine sahip yeryüzündeki iki tür varlıktan biridir. Doğruyu bulmak ise ilk inanmaya başladıklarının doğru olmasına bağlıdır, velev ki yanlışlara inanmaya başladıktan sonra doğruyu bulmuş olmayasın…

Hasta: Çare nedir?

Doktor: Doğruyu aramak, ki mutluluk doğruluk ağacının dallarında asılı cennet elması gibidir, cennetten kovulma ihtimalini haiz olsa da…

Mustafa Gerdan

Share on Facebook

Leave a reply

Fields marked with * are required