Tarzan of Manisa City

Tarzan of Manisa, Ahmet Bedevi, was born in the city of Samara, close to Baghdad, in 1899. He joined the World War I and Independence War of Turkey. He came by to İzmir with the Turkish Army and was honoured with red-stripe independence medal. When he was going back to his country, Iraq, he saw Manisa when he was passing through and decided to settle here. He began to work as gardener in the City Hall of Manisa became so much concerned to convert this burnt and ruined city into a green heaven with full of trees and flowers, which he did at the soonest time. He changed the view of the city by the trees he planted in every nook and corner. Planting and protecting the nature were sacred for Tarzan and he maintained to do so during his lifetime. He was telling people stories on ‘love of green’ without getting bored, just like telling a religion as a missioner. His mission was making people fall in love with nature, protecting this love as possible as he can, and convert the green into the love’s colour of red. (daha fazla…)

Share on Facebook Learn More

Suurlu -Mecazi- Sevgi

sevgili

İnsanoğlu çok girift doğaya sahip bir varlıktır. Fakat tüm insanlara baktığınızda hayaller, heyecanlar, arzular ve beklentiler olarak küçük bazı nüanslar dışında birbirleriyle hemen hemen aynıdırlar. Özel bir hayat gayesi olmadığı müddetçe sevmek, rahat yaşamak, özgür olmak, bir gaye bulmak, saygı görmek vs. gibi hayallerle bezenmişlerdir. Bunlardan en baskın olanı ise sevmek ve sevilmektir hiç kuşkusuz. Severken de sevgiden yara aldığını zanneder çoğu zaman; halbuki yaralayan sevginin kendisi değil, arzular ve doğurduğu marazlardır aslında.

(daha fazla…)

Share on Facebook Learn More

Hayal Kurmak

hayalZordur hayal kurmak. Sevmek kadar zor, vazgeçmek kadar kolay. Dizleri kanayan bir çocuğun anne şefkatine kavuşması gibi meşakkatli. Bulutlarla konuştuğuma kim inanır az önce, ve selamlaştığıma İstanbul’la. İnanmak kadar zordur hayal kurmak. Ne varlığına ispat bulmak kolaydır, ne de olamayacağına dair heves kırıklarını göğüslemek. Bilinenlerin arasında kaybolmuşken, araf tadında bulmaktır kendini bilinmeyenlerin arasında. Sevilmektir hayal kurmak, verilen bu yeni dünyaya şükrederken tüm mevcudatımızla. Sevmektir hayal kurmak, insan olmaktan en çok haz aldığımız vakitlerde.

 

Ölmektir hayal kurmak bir anlık da olsa. İkinci bir hayata geçiştir ‘ben’ den başkasının girmeyi haketmede en çok zorlanacağı. Ağlarken güleryüz gösterebilmektir, ve salmaktır hayatı bilinmeyenlerin sonsuz bahtiyarlığına, cesurca ve çaresiz. (daha fazla…)

Share on Facebook Learn More

Cid-tiye Alınmak

dostlarBiz bizi biz yapan değerlere yabancılaştıkça, vatan kalemizdeki gedikler biraz daha genişliyor. Birliğimizin ve beraberliğimizin yüzyıllardır yaşayan benzersiz ruhunu, hergün biraz daha köreltiyoruz sûni çatışmalarla. Derdest edilmiş bir imparatorluğun torunları ve yeniyetme bir cumhuriyetin çocukları olarak fena kaptırıyoruz bazen kendimizi fırtınalı dehlizlere. Sanki dayanacak mecali kalmış gibi bedenlerimizin, yeni yeni kamplar üretiyoruz birbirlerini ateşe vermeye hevesli. Aynı siperlerde birbirine ateş eden askerleriz, karşı cephelerden gülüyorlar, duyuyoruz. Duyuyoruz ama bir yandan birbirimize ateş edip bir yandan da onlarla beraber gülmeye çalışıyoruz, neye güldüklerini bilmeden. Yanıbaşımızda ağlayan kucağında yavrusu annelerimizin ağlamasına kulak tıkayıp, ağlamayı unutmuş gözlerimizle yalancı kavisler çiziyoruz hayaller üzerinde. (daha fazla…)

Share on Facebook Learn More

Küçük Isyan

cocukKüçük sahnelerde büyüyen küçüklüğünde belalar bulmaktı çocukluk. Küçücük kararlarla devasa kaleler yapar, savrulurduk Hayaller Parkı’nda. Eğilen belli belirsiz çizgilerimize atfederdik koyulaşan gözlerimizi. Uyurduk… Rüyalarda bulurduk gerçeğe akan deli gülüşleri. Şarabın terkisinde uyanırdı hayallerimiz, kaybolurdu çocuk aşkları. Kalkardı maskeleri dönme heveslisi genç sevdaların. Uzardı mor ve kara esintiler. Gülerdi huzur yüklü ak bulutlar ve uzanırdı yüzüne gürültüleri dünyanın. Coşardı renkleri gözyaşının, yıldızlara uçardı martılar. Dökülürdü sesler cennetinden bir aşk nağmesi, hüzmelerinde derinleşirdi sinsilikler. Ben olurdum kendime bakan, parlardım. Nefesimle yıkanır ve çıkardım son isyan için sokaklara, haykırırdım aşk diye.

Mustafa Gerdan

Share on Facebook Learn More

Ask Muvazenesi

Picture 1Kalp, sağdaki vicdan ve irade, soldaki şeytan ve nefis cephelerinin ortasında boynu bükük itaat edendir…Emri ya nefisten alır, ya vicdandan. Vicdanın gelişmesini ve beslenmesini sağlayan iradedir. İrade ne kadar çalışırsa vicdan o kadar şuurlanır ve kalbe emir vermede o kadar güçlenir. Bununla beraber, vicdan ne kadar şuurlanır da kalbi iyiye yönlendirirse irade o kadar güçlenir. Kalp ise körü körüne bağlanandır. Aldığı emir doğrultusunda sonuna kadar gitmeyi arzular, emir ne olursa olsun. Ve bu emirler kalbi ya karartır, ya da inşiraha ulaştırır.

Öte yandan şeytan nefsin akıl hocasıdır. Şeytan nefse neyi ders verirse nefis onun için ağlayıp sızlar ve kalbe istediğini yaptırmaya çalışır. Nefis bir bebek gibidir. İstediği şeyi elde etmek için ağlar, irade karşı koyduğunda burnu yere sürter. Fakat istediğini her aldığında daha da güçlenir ve iradeye meydan okuması, üstün gelmesi muhtemelleşir. İstediklerini yaptıran nefis gittikçe güçlenir ve istediği verilmemek istendiğinde daha çok ağlar artık. Her seferinde ‘bu sefer son’ diye isteği yerine getirilen nefis artık zıvanadan çıkar ve bir süre sonra o isteğini vermeden rahat ettirmeyeceği hissine sürükler. (daha fazla…)

Share on Facebook Learn More