Alıştıkça ölür insan. Sevgiye alışır, acıya alışır, şöhrete alışır, günaha alışır ve sair her eylem ve duygulara alışır insan. Tertemiz başlar önce hayata, gittikçe alışır ve alıştıkça ölür hayatta. Sarf olan her vakit geri gelmeyen bir harcanmış hazinedir. Bu hazinenin her sikkesi paha biçilemeyecek kadar değerli olsa da, değer bilmeyenlerin elinde hiçlik ile takas olur ve ölür. (daha fazla…)
Share on Facebook Learn MoreRüyalar kadar gerçek gelmiyor artık hayat. Gözle gördüğümüz hiçbir şey hakikat gibi değil. Bir oyun ve oyalanmadan ibaret her saniye yaşanan gerçek kurusu nefes. Hiç temiz değilmiş gibi kalplerimiz, günahla alabildiğine haşir ve neşir. Gönüllerimizde bir çiyan sevda, gözleri kara ve kasvet edalı. Her yanda görüyorum, gülüyor şeytanlar, kahkahaları kemiriyor her atar damarını ruhumun. Ezanlar duyuyorum uzaklardan, duyar gibi oluyorum. Sonra şehir… Bastırıyor birkaç güzelliği, yine gerçeklik, yine günah, yine şeytan… (daha fazla…)
Share on Facebook Learn More
Ben ölüyorum.
Her gün ölmeyecek gibi yaşarken, hiç farkında olmadan ölüyorum. Ev sahibi olmaya çalışırken, son model bir arabanın hayalini kurarken, her an ölüyorum aslında.
Annemin yüzüne bakarken ölüyorum. Babama gelecek planlarımı anlatırken aslında yaşamaktan uzaklaşıyorum her saniye.
Televizyondaki her acı haberi dinlerken, uyanırken çok güzel bir sabaha ve arzularken her gün bir gün daha yaşamayı, ölüyorum.
Hiçbir hastalığımın olmadığını düşündüğüm her an ve hep böyle sağlıklı yaşayacağım ümidiyle, belki hiç farkında olmadan yaşıyorken, ölüyorum aslında.
Her gün takım elbisemi giyerken ölüme gidiyorum, farkında değilim. Bir bomba patlıyor yan sokakta, insanlar ölüyor, ben ölüyorum. (daha fazla…)
Share on Facebook Learn MoreBilmem neredesin, ve hangi pencerenin önünden izliyorsun sokakta oynayan çocukları
Ve hatta bilmiyorum kaldı mı sokakta oynayan samimiyet timsali çocuklar
Yine bahçelerde var mı güller, ötüyor mu kuşlar
Bayramlarda geliyor mu şekerci çocuklar, ziyaretçi mi hayatlar
Ben senden ne kadar uzak kaldım, sonsuz ne kadar da yakın sana
Ruhundaki yorgunluğa sebep benim, yüzündeki çizgilere ben
Yorgun yaşadım hayatı, yorgunluğun bu sebepten
Yaşlı gibiydim gençliğinde, yaşlıyım şimdi

Ruhuma çöken sen kadar yaşlı, sendeki hayali grilik kadar yoğun hayatın kendi
Ne kadar da yakınsın bana, ne kadar da uzak
Varlığın da belli değil, yokluğun da ırak
Yüzüstü bıraksam seni olmaz, senden sonrası azap
Kal desem kalmazsın, gitmemem yasak…
Ey bana benden yakın olan ihtiyar başım!
Hiç gelmeyecek gibi nedir bu soğukluk? Beni mi bekliyor rüyalar?
Gelmem sana yakın, yakınım harap
Buruşuk mevsimlerde kayboldu gözümün rengi, çatlaklarımda tozlar
Yüzüme vurduğum çamur bulutları kadar, gençliğim ıslak
Devrilen bir filiz gibiyim, bedenim ince, kalbim taş
Çarpan kapılara dayalı kulağim, sesin titrek, duyguların hoyrat
Ne gel istiyorum, ne de gelmek sana
Uzaklığınca yakınsın bana, yakınlığınca uzak…
Beni benden iyi anlarsın, kelimeler azap…
Merhaba ihtiyar ben, güle güle hayat…
Mustafa Gerdan
Share on Facebook Learn More
Mutluluk bedenin ötesinde aranması gereken erdemli güzelliktir. Mutluluğu hissettiren beden olmadığı gibi, onu hissedecek olan da beden değildir. Bedenin içinde ya da ötesinde denilebilecek olan “meleke” mutluluğu idrak edendir. Mutluluğu idrak eden meleke mi yaşar o dokunaklı hissi, yoksa bir başka melekeye mi aktarır hissiyatını bilinmez. Ama bilinen o dur ki, mutluluğu yaşadığını hisseder insanoğlu. Okuyabilen gözlerinden, okuyamayan sözlerinden anlar bir insanın mutlu olduğunu. Farkındalık mutlu eder bazen, şuursuzca mutlu olmak bazen de. Mutluluğun farkında olduğun kadar kayar avuçlarından belki mutluluk. Bu yüzden dokunaklı bir şiirin son mısrasının ne zaman geleceğini bilmemeyi istemek gibi yavaş okur, yavaş yaşarsın mutluluğu. Hissetmenin ne olduğunu bilemezken yaşamayı öğrenir, yaşamanın ne olduğunu öğrendiğinde mutlu olursun. Ama ne ile?
Hasta olan mı mutludur yoksa doktor mu bilemezsin hiçbir zaman. Sen sadece senin ne kadar mutlu olduğunu anlayabilecek kadar mutlu olmuşsundur. Bir başkası senden mutlu görünüyor olsa da bilemezsin hiç; kim mutlu, kim değil. (daha fazla…)
Share on Facebook Learn More
Yorumlar