Sosyal hayatın içine karıştıkça bulaşan, olduğu yerde sevabın da bollaştırıldığı bir membadır günah. İzalesi mümkün olmayan, ama üzerine gidildikçe hasenat yazdıran, yaratılmışların belki de en sevimsizi, ama bir o kadar da sevilen olma yolunda basamaktır. Kul günahı bildikçe, battıkça günaha, sevap basamakları tüllenir ayakları altında. Rahmet çağırır arş-ı alâya. Vicdanın sesine kulak verdikçe yükselir ruh-u beşer, zevkeder kulluktaki tatlı sadâyı. Günah, ateşten gömlek, yapışınca girdaptır cehennem çukurlarında. Kana bulanmış bulutlardan yağan asit yağmuru gibi yağar tüm kalplerdeki köhne topraklara. Çürütür beyaz odalarını kalbin, ziftle kararır temiz hülyâlar. (daha fazla…)
Vicdan, dünyaya ait heves ve arzuların kara buzları ile çevrelenmiş, sonsuzluğu arzulayan nurdan bir aşk küresi. Yakmak ister buzları ki ulaştırsın ruhu ötelere, bu arzuyla bilenir ama zor iş kara buzlarını eritmek dünyanın, çelikten yumuşak irade. İnsan, bu savaşın ev sahibidir kevn-ü mekânda. İçinde bir dünya, kendi bir dünya, perdesi bir dünya… Böyle bir savaşın içinde dengeyi kurmak ve korumak ise kutlu bir vazife onun için, ötelerden bir lütuf.
Vicdan ferahlığına ulaşmak için gerekli olan denge ise dünya zıtlıkları için ortayı bulmak değil, her hali gerektiğince yaşamak, ve dahi bu hallerin devamı sürecinde nokta-i istinadından, tevhidden uzaklaşmamaktır. Ne beyaz ne siyah olmamak değil, bembeyaz olmak için savaşırken, karanlıktan olabildiğince uzak kalmak için çabalamak, karanlığa gölgesi değdiğinde ise nuru arzulamaktır. Bu denge için vicdanın sesi her daim duyulur olmalı, nefis aynı nispette susturulmaya çalışılmalıdır, ki ruh kaybetmesin nokta-i istimdadını, perçinli kalsın kalbe. (daha fazla…)
Share on Facebook Learn More
Yorumlar