Hatıralar

Hatıralar

Yirmi sene önce babamın bir servet ödeyip aldığı profesyonel kamerayla çektiği ve hayal-meyal bile hatırlayamadığım hayatımın karelerini geçen günlerde baştan sona izledim. Güç bela eski kasetleri bugünkü video formatlarına çevirebilen birisini bulup tüm kasetleri cd ye aktardıktan sonra oturup yüzümde hiç görmediğim bir tebessümle izledim baştan sona çocukluğumu ve ailemin yirmi sene önceki hallerini. Meğer ben de çocukmuşum bir zamanlar dedim, meğer benim de çocukça ne hallerim olmuş ve ailem binbir zorluk içerisinde bana bakıp şuanki halime kadar getirmiş.

Şimdi yirmi yaşında koca kız olan ve üniversitede okuyan kız kardeşimin bebekliği, abimin ilkokul mezuniyetinde sahnede şiir okuyuşu, babamla yaptığımız deniz sefası, annemin hiç değişmeyen nur yüzü, ablamın kız kardeşimin saçlarına yaptığı binbir şekil ve daha birçok hatıra… Onca video arasında birkaç fotoğrafından başka bir şey kalmayan dedemin konuştuğu ve güldüğü görüntülerin çıkması ayrı bir sevinç kaynağı.

Hatıralar meğer ne kadar önemliymiş bu videoları izleyince anladım. Şimdi şimdi geçmişi daha çok düşünmeye ve düşündükçe değişmeye başladım. Meğer gelecek saadeti için geçmişe dair zihin birikimlerimizi daha bi irdelemek ve tefekkür etmek gerekiyormuş.

Mesela birgün Manisa Sultan Camiine götürmüştü dedem beni. Namazı kıldıktan sonra camii imamı ve cemaatten yedi-sekiz kişi dedemin etrafında halelenmişti ve dedem onlara hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyordu. Ne anlattığını hatırlayacak yaşta değildim belki ama bu sahne dedemin ne kadar değerli biri olduğunu anlamam için bana yeter de artar bile. Bu sahneyi düşünüp acaba dedeme neden bu kadar ilgi gösteriyorlardı diye sorarak bir hakikate ulaşabilirim mesela. Dedem, Şark’ta gençliğini geçirmiş bir katîp idi. Mahkemede yazıcılık yapmasının yanı sıra bugünlerde sayısı azımsanmayacak kadar çok olan ve ‘Yazıcılar’ olarak bilinen bir Nur cemaatinin mensubuydu. Evindeki özel rahlesinde masanın altındaki ampülünü yakıp yazdığı Osmanlıca Nur Risalelerini Türkiye’nin dört bir yanına gönderdiğini bugünlerde öğrendim. Annem hattının çok güzel olduğunu anlatıp durur. Bir hatıra sadece, ama içinde birçok hakikat gizli bir hatıra. Geçmiş aslında, ama aslında geçmemiş; devam ettirebilirsek.

Kaydetmek gerek hatıraları…

Bir başka hatıram şöyleydi: Onlarca kuzenim arasından birisi de judoda hep methini duyduğumuz ama hiç judo yaparken görmediğimiz Nurullah idi. Şimdilerde kendisini görmeyeli belki yine yirmi yıl oldu. Henüz altı-yedi yaşlarındaydım. Nurullah beni ikna etmiş olacak ki belediyeye ait bir judo kursuna gitmiştik. Kendisi yanlış hatırlamıyorsam siyah kuşaktan bir sonraki kuşak olan kahverengi kuşaktaydı. Tabii benim judo kıyafetim olmadığından kendisinin küçüklüğünde giydiği judo elbisesini bana vermişti, ancak kuşak olarak bana da kahverengi kuşak vermesinin bir hata olduğunu daha sonradan anlayacaktım.

Kurstaki ilk günüm… Üzerimde biraz bolca beyaz bir judo kıyafeti ve kahverengi kuşağım. Tabii kuşağın üzerimde ne ifade ettiğinden habersizim. Antrenörümüz içeri girince herkes sıraya girdi ve ben de yeni olduğum için sıranın en sonuna geçtim. Fakat tecrübeli olanlar beni tutup sıranın en başına geçmem için ısrar ettiler. Sıranın en başında ama tecrübemle en sonunda duruyordum. Kısa bir tanışma faslından sonra birden herkes hareketlendi. Herkes birbirini tutup fırlatmaya başlamıştı. Bana da birkaç –ismi düşme hareketleri olan- hareket göstermelerinden sonra ufacık çocuklar beni tutup yere çarpmaya başladı. Normal olmadığını düşünmüştüm doğal olarak ama erkekliğe de halel gelmesin diye dişimi sıkmıştım. Geçenlerde aklıma geldiğinde fark ettim. Meğer o gün beni o kadar hırpalamalarının sebebi o kahverengi kuşak imiş. Kahverengi kuşaktaki birini yerden yere vurmanın zevkine düşmüş çocuklar. İnsan fıtratı işte, daha iyi olanı yerden yere vurarak kendi kıymetini artırdığını düşünür, onu birkez daha anladım. Ama hatırayı da işte buraya kaydettim, 30 sene sonra okuyup tebessüm etmek üzere kendime yazıyorum. Okuyana değilse bile yazana faydalı Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi…

Hasılı, tekrar hatırlayıp kaydetmek lazım hatıraları. Üzerine düşünmek ve şuanın da ileride hatıra olacağının idrakinde olup her anımızı kayıt altına almak. Özellikler görsel kayıtların zamanla çok şey ifade ettiğini belirtmek istiyorum. Düşünün ki 65 yaşındasınız ve şuan 35 yaşında olup çoluk çocuğa karışmış kızınızın bebekliğini seyrediyorsunuz. İlk anne-baba deyişlerini, ağlamalarını, ona olan ilk sevgi gösterilerinizi. Sadece sizin izlemeniz de değil, vefasını yitiren evladınız olabilir ileride, veya sizi ne kadar sevdiğini unutan. Ona da izlettiğinizde idrakine kaçan vefasızlık açılacaktır. Başıma gelmez demeyin, başına gelenler de başlarına kötü hiçbir şey gelmeyeceği ümidiyle yaşadı hep. Bu da 65 yaşıma hatıram olsun…

Mustafa Gerdan

Share on Facebook

2 Comments

  1. filiz

    yazını gercekten büyük bir tebessümle okudum :) 11 sene önce abim ve küçük kardesimin sünnet dügünleri olmuştu hayal meyal hatırlıyordum ozamanları.sünnet düğününü bir kameraman video ya çekmiş ve kasede basmış tabi evimizde onu izlemek için bir teknolojik cihazımız olmamasından dolayı hiç izlemek nasip olamadı:) ogünden sonra aslında unutulmadıda pek de umursanmadı içindeki film gitmiştir ,yanmıstır duygularıda eklenince öylece evin bir kösesinde saklanıyordu sonra kardesim bi yer buldu ve bütün filmi cd ye aktradı 11 yıl sonra ilk defa kendi küçüklügümü dügünde oynayısımı annemin gençligini karsımda görünce bir başka hissetim kendimi hem mutlu hemde üzgün cünkü annem yaslanmıs babamın saçları dökülmüş kardesim 5 yasında simdilerde liseden mezun olacak:) gercekten gelecegi görmek elimizde değil ama gecmişi hiç unutmamak unuttukalrımızda yeniden hatırlamak artık çok kolay.

Leave a Reply