Makaleler

Cid-tiye Alinmak

dostlarBiz bizi biz yapan değerlere yabancılaştıkça, vatan kalemizdeki gedikler biraz daha genişliyor. Birliğimizin ve beraberliğimizin yüzyıllardır yaşayan benzersiz ruhunu, hergün biraz daha köreltiyoruz sûni çatışmalarla. Derdest edilmiş bir imparatorluğun torunları ve yeniyetme bir cumhuriyetin çocukları olarak fena kaptırıyoruz bazen kendimizi fırtınalı dehlizlere. Sanki dayanacak mecali kalmış gibi bedenlerimizin, yeni yeni kamplar üretiyoruz birbirlerini ateşe vermeye hevesli. Aynı siperlerde birbirine ateş eden askerleriz, karşı cephelerden gülüyorlar, duyuyoruz. Duyuyoruz ama bir yandan birbirimize ateş edip bir yandan da onlarla beraber gülmeye çalışıyoruz, neye güldüklerini bilmeden. Yanıbaşımızda ağlayan kucağında yavrusu annelerimizin ağlamasına kulak tıkayıp, ağlamayı unutmuş gözlerimizle yalancı kavisler çiziyoruz hayaller üzerinde.

Ciddiye almıyoruz dermansızlığımızı ve ciddiye alınmıyoruz ciddiyetsizliğe yakınlığımız nispetinde uzak olduğumuz için bizim biz olma sebeplerimizden. Gündüzlerimiz hüsran içinde, gecelerimiz gaflette geçiyor, biliyoruz. Bilmediklerimizi hasır altı edip, hasırların yükselmesiyle mes’ud oluyoruz hodfuruş bir edânın cilvesiyle. Bazen biz olacak gibi oluyor, sonra yine ötekiler safında yerimizi alıyoruz. Öteki berikini ötekileştiriyor, beriki ötekini.Zulme uğrayan hep biz oluyoruz da, ötekilerle berikiler hiç farkında olmuyor. Öteki de, beriki de biziz aslında…

Zulmü alkışlıyoruz avuç içlerimiz kan toplamış da olsa, ve kanlı ellerimizi kaldırmıyoruz artık semaya. Sessizliğimizde boğuluyor, boğulan seslerimizle sevimsiz nağmeler söylüyoruz akşam burukluğunda. Acizliği okunan yüzlerimizde kan çürüğü yarıklar, gözyaşlarına hasret ve biraz da ümitli. Bakıyoruz arada bir de olsa bulutlara, kararıyor benliklerde açılan ümit tomurcukları. Bahtsız devrin bahtı açıklarının sesi duyuluyor uzaklardan ve karanlıklar dûçar oluyor sanki sabahlara. Varlığından utanacak şeytanlar, erince çiçekler baharlara.

Güllerin efendisine meftun beyaz atlı yiğit! Görün artık ki yeşermeye hasret pınarlarda açsın nurlar.
Nurlara kansın deryalar ve boğulsun boğma hevesli, ruhu kanlı avcılar.
Gecelerimiz genişlesin aydınlığında, bahçelerimizde açsın yeniden güller.
Kahrı çekilen devrin tepesine asr-ı saadet gibi insin gürzler…

Mustafa Gerdan

Share on Facebook

Leave a reply

Fields marked with * are required