Ask Muvazenesi
Kalp, sağdaki vicdan ve irade, soldaki şeytan ve nefis cephelerinin ortasında boynu bükük itaat edendir…Emri ya nefisten alır, ya vicdandan. Vicdanın gelişmesini ve beslenmesini sağlayan iradedir. İrade ne kadar çalışırsa vicdan o kadar şuurlanır ve kalbe emir vermede o kadar güçlenir. Bununla beraber, vicdan ne kadar şuurlanır da kalbi iyiye yönlendirirse irade o kadar güçlenir. Kalp ise körü körüne bağlanandır. Aldığı emir doğrultusunda sonuna kadar gitmeyi arzular, emir ne olursa olsun. Ve bu emirler kalbi ya karartır, ya da inşiraha ulaştırır.
Öte yandan şeytan nefsin akıl hocasıdır. Şeytan nefse neyi ders verirse nefis onun için ağlayıp sızlar ve kalbe istediğini yaptırmaya çalışır. Nefis bir bebek gibidir. İstediği şeyi elde etmek için ağlar, irade karşı koyduğunda burnu yere sürter. Fakat istediğini her aldığında daha da güçlenir ve iradeye meydan okuması, üstün gelmesi muhtemelleşir. İstediklerini yaptıran nefis gittikçe güçlenir ve istediği verilmemek istendiğinde daha çok ağlar artık. Her seferinde ‘bu sefer son’ diye isteği yerine getirilen nefis artık zıvanadan çıkar ve bir süre sonra o isteğini vermeden rahat ettirmeyeceği hissine sürükler.
Yapılması gereken kalbi tertemiz tutabilmek için irade gösterip vicdanı sürekli beslemek, böylelikle iradeyi kuvvetlendirmek, nefsin isteklerini iradeyle bastırarak onu elden ayaktan düşürmek ve şeytanın bir süre sonra nefse isteklerini yaptıramayacağı için ders vermesine engel olmaktır. Elbette ki şeytan hiç durmayacaktır ölüm gelene kadar, ancak nefse birşey kabul ettirildiğinde ve o kabul net olarak sağlandığında artık nefis o isteği üzerine gitmekten vazgeçecektir. O yüzden nefis her istediğinde ağzı burnu kan içinde bırakılmalıdır ki diğer arzularını isteyeceği zaman durup düşünsün önce istesem mi istemesem mi diye…
“Senin hayatına verilen cüz’î ilim ve kudret ve irâde gibi sıfat ve hallerinden küçük numunelerini vâhid-i kıyasî ittihaz ile, Hâlık-ı Zülcelâlin sıfat-ı mutlakasını ve şuûn-u mukaddesesini o ölçüler ile bilmektir. Meselâ, sen, cüz’î iktidarın ve cüz’î ilmin ve cüz’î irâden ile bu hâneyi muntazam yaptığından, şu kasr-ı âlemin senin hânenden büyüklüğü derecesinde, şu âlemin ustasını o nisbette Kadîr, Alîm, Hakîm, Müdebbir bilmek lâzımdır.”
Mustafa Gerdan
Share on FacebookLeave a reply
Fields marked with * are required








5 Comments
04 Ocak 10 at 6:01pm
1
eline sağlık abi, yine döktürmüşsün :)
04 Ocak 10 at 9:24pm
2
eyvallah dostum, faydalı olabildiysek ne mutlu.. Ahmet Yenicag: eline sağlık abi, yine döktürmüşsün
07 Ocak 10 at 6:09am
3
Kardeş bu yazı çok güzel maşallah, yüreğine sağlık (:
07 Ocak 10 at 11:39am
4
sağolasın kardeşim.. Zafer: Kardeş bu yazı çok güzel maşallah, yüreğine sağlık (:
20 Mart 10 at 6:17pm
5
"Bu sefer son!" Gerçekten nefsin büyük aldatmacası bu cümle... Allah; aklını, kalbini nefsine uymayıp vicdanına uyanlardan eylesin. Güzel bir bakış açısı olmuş.Yüreğinize sağlık...